TRAVMANIN ÜÇ ZORLUĞU: İYİLEŞMEK NEDEN BU KADAR ZOR?

Carolyn Spring 

“İyileşebilecek miyim bilmiyorum” dedi, birdenbire incinmiş hale gelerek. “Bu travmayı üzerimden atamayacağım gibi görünüyor. Ne kadar çabalarsam çabalayayım, aşamıyorum.”

Belki de ona itiraz edeceğimi düşündü veya onu tartışarak ikna edeceğimi. Her şeyin iyi olacağını söyleyeceğimi ve iyimser ol diyeceğimi. Ama anladım. Tabi ki. Hayatımın çoğu onun şu an olduğu yerde geçti. Ne kadar ilerlersem ilerleyeyim, aklımda sürekli dırdır eden bir şüphe vardı: En fazla bu kadar mı oluyor? Daha fazla iyileşemediğime göre bende ne sorun var? Travmanın iyileşmesi en başta neden bu kadar zor ki, benim sorunum ne?

Bakışını karşıladım ve yavaşça yanıtladım, “Eğer travmanın iyileşmesi kolay olsaydı, şimdiye kadar hepimiz iyileşirdik.” Travmanın iyileşmesinin çabuk olmamasının nedeni bizde bir sorun olmasından –aptal olduğumuzdan, kurban olmaktan hoşlanmamızdan, akıl hastası olmamızdan, tembel olmamamızdan, zayıf olmamızdan- kaynaklanmıyor. Travmanın iyileşmesi zordur. Bu onun doğasında vardır.

Travma; beynimizin ve bedenimizin, bir deneyime veya hayati tehlike oluşturacak kadar güçsüz olunan bir çevreye adapte olmasıdır: hayatta kalmamızın aşırı tehlikede olduğu bunaltıcı durumlara. Bunun tekrar olmayacağından emin olmaya çabalamamız zaten yapmamız gereken şeydir. Travma semptomları beyinlerimizin ve bedenlerimizin tam da bunu yapmak amacı ile dışa gösterdikleri tepkilerdir –kaçınma(birincil savunmamız), aşırı uyanıklık(tetikte olmak), flashbackler (hatırlatıcı ve uyarıcılar), aşırı uyarılmışlık (savaşmaya veya kaçmaya hazır olmak).

Beyinlerimiz ve bedenlerimiz sadece bizi güvende tutmaya çalışıyor. Yani travmanın zaten kolayca atlatılabilir bir şey olmaması gerekir, çünkü travmatize olmuş beyin ölü bir beyinden daha iyidir. Ve travmatize olmanın doğasında örtük olan şeyler travmanın paradoksal zorluklarıdır: Çifte açmazdır, fakat bu kesinlikle bizim suçumuz değildir. (Kendinize müsamaha mı gösterseniz?)

Travma ön beynimizi çevrimdışı hale getirir – fakat ön beynimiz iyileşmek için gereklidir.

Beyin hakkında düşünmek veya beyne bakış açısı bakımından bir çok yol vardır, bazıları o kadar karmaşıktır ki bunları gerçekten anlamak için beyin çalışan bir bilim insanı olmalısınızdır. Ben, su kat ve seyrelt yaklaşımını kullanmayı tercih ediyorum – hemen işe yarayabilecek olanı. Yani beyni iki parçaya ayırıyorum: Ön ve arka. Bu anatomidense daha çok travmanın işlevleri ile ilişkili – haritadan çok bir metafor – fakat kişisel olarak bunu sıklıkla işe yarar buldum.

Arka beynimiz ilkel şeylerle ilgilidir, bizi hayatta tutan işlevlerle, bilinçsizce yaptığımız şeylerle, hayatta kalma ve otomatikliğe dayanan her şeyle. Ön beynimiz ise bilinçli, düşünen, tefekküre dalan, plan yapan, strateji kuran, üst düzey zeki insan beynidir. Travma esnasında, ön beynimiz kaba tabirle kapanır, ve arka beynimiz onun yerini alır. Travmatize olunca, zaman zaman arka beynimiz tarafından tahakküm altına alınırız ve gasp ediliriz, bu da bizi tehlikeye odaklar ve güvenlik arayışı ve en kötü senaryoyu düşünme alışkanlıklarına geri götürür.

Travmanın iyileşmesinde, ön beynimizin güçlenmesine ve kontrolü tekrar ele almasına ihtiyacımız vardır: içgüdüsel tepkiler yerine seçimler yapmak; hemen sonuçlara atlamak yerine tehlikeyi ölçerken düşünceli ve incelikli olmak; her zaman bize geçmişte ne olduğuna göre davranmak yerine yeni bilgileri düşünmek ve uygulamak için. Ön beynimize iyileşmenin önündeki engellerden kurtulmak için stratejiler kurması için ihtiyacımız vardır: yoksullukla, evsizlikle, işsizlikle, ilişki sorunlarıyla, tedavi imkanlarının yokluğuyla ve travmayla gelen fazla sayıda zorluklarla, disasosiasyon gibi, arka beynin doğasına uygun olan bir şey.

Örneğin terapiye ihtiyacımız var ama bütçemiz buna yetmiyorsa, ön beynimizin plan yapmak için tamamen angaje olması gerekir: görünen seçenekleri anında görmeye ve henüz görünmeyen seçenekleri değerlendirmeye; deneme yanılmaya başvurup ders çıkarmaya; bir plana bağlı kalıp buna uymaya; ötekilerden destek temin etme yolları aramaya; ileriye yönelik çalışılabilecek terapist imkanını dikkatlice değerlendirmeye ve analiz etmeye. Bu karmaşık bir zorluktur. Karmaşık bir beyin gerektirir.

Arka beynimiz alıştığı kırmızı bölgeye çekilecektir “Yapamam” ve vazgeçecektir çünkü travma tarafından donmaya ve hiçbir şey yapmamaya koşullanmıştır çünkü travmada direnmek işe yaramaz ve bu tür bir hareketsizliği gelecekte yaptığımız (veya yapmadığımız) her şeye transfer ederiz. Ön beynimizin yaptığı en ön aktivite olan hayal gücü yolu ile, nasıl iyileşeceğimizle ilgili olasılıkları ve daha önce yaşadığımız hayattan başkasını nasıl yaşayacağımızı hayal ederiz.

Arka beynimiz “bilir”, siyah beyaz bir kesinlikle “bilir” ki, gelecekteki hayatımız geçmişin bir aynası olacaktır, ve böylece “bilir” ki farklı bir yol aramanın anlamı yoktur. Ön beyin bize bu engellerin arasında yol gösterir, fakat arka beyin bizi güvende tutmak, hayal kırıklığından ve incinmekten kaçınmak ve hepsinin üstünde travmanın tekrar yaşanmasını engellemek için “hayır” der, eşeği sağlam kazığa bağlamalı. Hiçbir şey yapmayıp başarısız olmak, farklı bir şey yapıp daha başarısız olmaktan iyidir. Yani deneyimlerimizi bütünleştirebilmek, daha iyi bir gelecek için strateji kurmak, yardım aramak, istemek hatta tedavi olmak için çevrimiçi olmasına ihtiyacımız olan şey ön beynimizdir. Fakat travma bizi yeniden arka beynimize götürür ve bizi orada kalmaya zorlar. Travmanın iyileşmesi için tam da ihtiyacımız olan araç neokorteks ve özellikle ön loblarımız travma tarafından kapatılmıştır. Kısır döngü.

Travma bizi insanlara karşı temkinli yapar fakat nörobiyolojimizin güvende hissetmek için insanlara ihtiyacı vardır.

Bağlanma kuramında, “Tuhaf Durum Testi” denen ufuk açıcı bir araştırma protokolü vardır. Bir yaşında bir bebek birincil bakım vereni yanındayken odada oyuncaklarla oynar ve sonra bakım veren iki kez ayrılır, bir keresinde bebeği tek bırakır ve diğerinde onu yabancı biri ile bırakır. Çocuk nasıl tepki verecektir? Sadece ayrılığa değil, birleşmeye de?

İki dakikalık bu basit prosedür bağlanma kuramının temelidir. En çarpıcı bulgularından biri, bir çocuk “korkmuş veya korkutucu” bir bakım verene sahip olduğunda, tekrar birleştikleri zaman ne yapacağını bilememektedir. Bakım verene rahatlamak için yaklaşsın mı (bakım veren güvenli biri mi?) veya ondan kaçınmalı mı (bakım veren tehlikeli bir mi?). Bu çatışma Tuhaf Durum Testinde ortaya çıkar: bazı çocuklar yere yatar ve ölü taklidi yapar, bunalır ve kendini kapatır.

Bazıları bakım verene yaklaşır ama sırtını dönerek. Bu yaklaşma kaçınma çatışmasının “dezorganize bağlanma” olarak bilinen paradoksudur: güvenli olmayan bir bakım verenle güvende hissetmenin bir strateji gelişmemiştir – bu “çözümü olmayan bir korkudur.”.

Travmada gördüğümüz de budur, özellikle hayati tehlike içerecek kadar güçsüz hissettiren olay veya çevre insanlar tarafından işlenmiş bir şeyse. İstismar veya ihmale uğradığımızda, travmaya neden olan kişiler insan iseler o zaman bir ikilemde kalırız. İyileşmek için insanların yardımına ihtiyacımız vardır, fakat problemin nedeni de insanlardır. Arka beynimiz temkinli olmamız konusunda bize bağırır, mesafemizi korumamızı söyler, kendimizi korumamızı özellikle incinebilir yanlarımızı. Sonrasında iyileşme iki metre karşımızda oturan bir terapist şeklinde bize sunulur, en kutsal ve kırılgan yerlerimizi dürtmek üzere. En çok ihtiyacımız olan şey en çok korktuğumuz şeydir.

Bizi tüketen utanç da vardır: çaresizce bizi muhtemelen reddedecek, küçümseyecek veya incitecek insanlardan kendimizi uzaklaştırmak ihtiyacı. Neden terapiste bana geri sıkacağı mermileri vereyim ki? Ben inciten insanlardı ve şimdi de bu incinmeden, güvensizliği aşmak için önce güvenmeye mi ihtiyacım var? Bu sersemletici bir paradokstur, cesur ön beyin müdahaleleri olamadan çözülemeyecek tavuk yumurta durumudur, çünkü utanç (arka beyne özgü bir başka durum) gizli ve uzak kalmamda ısrar eder.

Acımızla baş edebilmeye ihtiyacımız vardır fakat çocuklukta bunu nasıl yapacağımız bize öğretilmemiştir.

Travma acı vericidir. Bunu her zaman hissetmeyebiliriz – travma esnasında veya sonrasında- çünkü bazen bunu yapmak adaptif bir şey değildir, böylece bilinç öncesinde olan duygular disasosiye edilir. Bunun yerine acı davranışlarımızda veya fiziksel hastalıklarda kendini gösterir- buna rağmen bu içgörü sıklıkla bizde yoktur. Fakat temel olarak travmanın acı vermekten başka bir şey yapmadığı durumlar da olur: Tabi ki, kötü şeyler olunca, tepki gösteririz, bilinçdışı bile olsa, isteksizlikle veya durumu değiştirme içgüdüsü ile. Duygusal acı içimizdeki çığlıktır: “Çıkar beni buradan!” Böyle olması gerektiği için acı çekmek berbat bir şeydir: Acı bize durumu değiştirmek için bir şeyler yaptırmaya çalışır.

Acının çekilmesi gerekir. Fakat duygularımız disasosiye olduğunda, travma bizi hissetmekten alıkoyar, bu duygularımızın var olmadığı anlamına gelmez. Sadece başka yerlere sızarlar. Fakat bazen duygularımızı hissederiz – büyük, vuran dalgalar şeklinde ve bunlar bunaltıcı olurlar. Travmanın en çarpıcı semptomlarından biri “duyguyu düzenleyememektir”: hem duygularımız hem bedenimiz bakımından üzgünüzdür, sakinleşemeyiz, rahatlayamayız. Bu, farklı hissetmenin acil bir ihtiyacıdır fakat sakin ve güvenlikten ve yeşil alanın “ohm”undan uzağızdır.

Bebeklikten beri duygu düzenleme yollarımız öteki insanlar aracılığı iledir: anne, baba, birincil bakım veren. Yatıştırma fiziksel temastan, göz temasından, hareketten, yumuşak ve nazik yetiştirmeden gelir ve duyduğumuz fısıldama şudur: her şey iyi olacak, bir çok farklı duyu olabilir –açlık, ıslaklık, yorgunluk, yalnızlık, korku- fakat ben şimdi buradayım ve her şey iyi olacak.

Bir yetişkinin bir bebeği yatıştırabilmesi için kendini yatıştırmaya ihtiyacı vardır. Çocuğu sakinleştirebilmek için kendilerinin de sakin olmaları gerekir. Bu travmanın nesiller boyu aktarılmasının temel yoludur, travmatize olan ebeveyn kendini yatıştıramaz ve böylece çocuğu da yatıştıramaz. Hiçbir art niyet olmasa bile, sürekli olarak duygusunu düzenlemekten yoksun olan bir ebeveyn korku dolu böylece korkunç bakım veren olur, ve çocuğu travmaya hazırlar.

Fakat bebeği yatıştırmak suretiyle, bebeğin beyni ağlar geliştirir, yatıştırıcı kimyasalların akabileceği yol ve patikalar. Ve yeterince iyi ebeveynle bile olsak, ötekiler tarafından sıklıkla travmatize ediliyorsak, korku ve tehdit algısı bizi bir fırtına gibi bunaltır ve akış ağının geliştirilmesini engeller. Yetişkinliğe geçilince, beynin yapısının tamamlanmış olması gerektiği zamanda, beyin trafik işaretleri ve ters akımlar ve çukurlar ve çıkmaz sokaklarla dolu olur.

Yatışmak mümkündür fakat bazen sadece uzun, ısrarlı yolculuklarla, farklı yollar aramayla veya dıştan gelen kimyasalların yardımı ile mümkün olur. Sonra şimdi ve buradalığın acısı gelir: bir tetikleyiciden gelen büyük bir hüzün patlaması, bir flashback, ilişkisel kavgası, ani bir şok daha fazla travma. Ambulansa ihtiyacımız vardır fakat ambulansın sürülebileceği bir yol yoktur. Travmanın iyileşmesi için, yatışmaya, güvenmeye, sakinleşmeye, güvenli bir “öteki” ile interaktif bir duygu düzenlemeye ihtiyacımız vardır.

Bizim gibi travma yaşayanların acı çektiği zamanlarda temel sosyal destekten yoksun olduğu yetmezmiş gibi, beynimiz de bize yaklaşıp yardım edebilecek (yoksa zarar mı verecek?) insanların tehlikeli olduğuna dair tepkileri tetikler. Ve yatıştırıcı kimyasallar beynimizde trafik gibi yumru haline gelir. Eğer travmatize olmamış olsaydık, travmanın iyileşmesi için çok daha hazırlıklı olabilirdik.

Bunlar travmanın sadece üç zorluğudur, tam da ihtiyacımız olan şeyleri travmanın bizden çalması ile ilgili paradokslar. Travmanın iyileşmesi bu nedenle zordur (buna rağmen imkansız değldir.). Sorun bizde değildir. Travmanın nörobiyolojimizde hasara uğrattığı doğal adaptasyonlardır.

Bu sorunların üstesinden gelmek için tabi ki yollar vardır: Sakin olduğumuzda ön beyin kapasitemizi geliştirmeye ihtiyacımız vardır, sadece ihtiyacımız olduğunda değil; herkesin bize zarar vermek istemeyebileceği ile ilgili olasılığa merakla bakmaya ihtiyacımız vardır; ve duygu düzenleme ile ilgili beceriler geliştirmeye odaklanmaya ihtiyacımız vardır. Fakat bunlar üç adımda bu iş biter vakası değildir. Bunlar kapsayıcı ilkelerdir, Cuma gününe kadar tamamlanması gereken ödevler değildir.

Travma, beynimizin bilinçsizce hayatta kalmaya ve tehlikeye odaklandığı ve ileri gitmeye, yeni öğrenmelere ve risk almaya görece kapalı olduğu nörobiyolojik bir durumdur. Bizi travmada kalmaya zorlayan bir çok yol vardır. Buna rağmen en büyüklerinden biri kendimizi suçlamaktır. Eğer travmayı tehlikede hissettiğimiz yerlerdeki bir durum olarak anlarsak, kendimize saldırmanın bu risk algısını yükselteceğini düşünebiliriz.

Sıklıkla şunu söylemişimdir, travmanın iyileşmesi felç kliniğine ulaşmak için merdivenlerden çıkmanızın söylenmesine benzer. Eğer travmanın doğasında olan paradoksları en azından anlayabilirsek, belki de kendimizi biraz daha sabırlı olmaya doğru genişletebiliriz. Travmanın çözümü için yollar vardır, fakat başlangıç noktamız en başta bulmakta zorlandığımız, kendimize öz şefkatli bir dokunuştur. Travmadan seçim yaparak kurtulamayız. Basitçe “arkamızda bırakamayız.”. Travma uzlaşılmaz bir şeydir çünkü bizi güvende tutmaya çalışmaktadır. Mottosu “hayatta kal, gelişme!”dir. Ne kadar zor olduğu ile ilgili kendimizi suçlamamayı öğrenmeliyiz, çünkü kendini suçlama ve utanç travmanın getirdiği şeylere bonus özelliklerdir ve bunlar bizi sonsuza kadar travma durumunda tutabilirler.

THREE CHALLENGES OF TRAUMA: WHY RECOVERY IS SO HARD adlı makalenin çevirisidir.

Çeviri: Engin Özçiçek

Kaynak:

https://www.carolynspring.com/blog/three-challenges-of-trauma-why-recovery-is-so-hard/

psikoserum tarafından yayımlandı

Kocaeli Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 4. sınıf öğrencisiyim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: